Monday, October 18, 2010
Sunday, October 10, 2010
kışa giriş nezlesi
salyalı sümüklü karışık bir nezle. uykular delikli. nefesi yettiremeyip paniklemeleri. ateşsiz iyi ki. ama temkinli bekleyiş. şimdi bacağını bacağıma atmış hasta olmanın verdiği krediyle benle uyuyorsun. ben de bunu tepetaklak yazıyorum. yarın sabah kalktığımızda hoya pişirelim omlet yapalım. paşa çayı bile içeriz. muazzez gelir hahahihi yapariz üçümüz. sen beni kafalamak için sarılıp anneciiiimm dersin uzata uzata yine içim erir... tek isteğim şu burundan çıkmayı bekleyen sümükleri, bu geceye yapıştıralım. olur mu?
Tuesday, October 5, 2010
Müge, kedi, Sultanahmet
taşları topla mazgala at. işte bizde sanat.
Bir Perşembe gittik İstanbul Modern'e. Halk günü diye sevindim bir sürü insan var dedim Can'ın sosyalleşeceği. Ama sanata bakarken insanlar ultra konsantre oluyorlar ciddiyete bürünüyorlar onu unutmuşum. Can havada uçan yumurtalara bakıp hoya baskeet diye bağırdı falan oraya kadar iyidi de.. hüseyin'in karanlık ve mistik odasına girince bastı çığlığı. bir gerilim olduk bahçeye cıktık. can bahçede bir performans sergilemeye başladı. yerdeki taşları alıp mazgaldan içeri yani denize atmak. bir 45 dakka sürdü bu canlı performans. o arada serhan bile geldi. bir hafta içi aktivitesi de böyle geçti işte.
tombul bir sol kol
Tuesday, September 28, 2010
decoding...
geçen gün serhan sordu. bu söylediklerini kaydediyor musun can'ın? kaydetmeyi denedim olmadı. hissetti. sustu. sessizce (benim sesim manipule etmesin diye) sordum. o da sessizce cevap verdi olmadı yani kayıt işi. yazmasam da kesin unutucam bu kelimeleri. kapalum; kaplumbağa, ahtapuş; ahtapot, mö; sinek (inek bağlantısından) miyum, kedi, helikoptey as u guess, ami, annenanne, bolon tabi ki balon, hipotopotom; hipopotam, bakket; basket... aklıma geldikçe decode edilmesi gerekenleri ekleyeceğim.
Friday, September 24, 2010
Ela ile neydik ne olduk?

Biraz tuhaf bu büyüme işleri. Geçen sene daha ayakta bile duramıyorken şimdi Ela'yı her boş yakaladığında sıkıştırıp öpmek. Sarılmak istemek. Sarılıp bırakmamak. İlaaa die arkasından seslenmek. Neydin ne oldun oğlum. Bu hızına nasıl yetişirim.
Ela da nasıl ağır ve nasıl güzel bir nazda. Bütün akşam Can ebe idi sanki Ela'nın peşinde. Yorgun düştü sabah Ela'nın unuttuğu hamur aksesuarlarına bakıp İla'yı andı...
Subscribe to:
Posts (Atom)




